0 defa oynatıldı
[Flash 9 is required to listen to audio.]

PARDON

Bundan epeyce bir vakit önce, bir Cumartesi akşamı evde otururken zil çaldı. Pencereyi açıp baktım; aşşağıda bir abi var. Dedim “Buyur KİMO?” Sanki bir CIA ajanı gibi kafasını kaldırıp 

- “Sen Semih misin?” dedi.
- “Sen Necdet misin?” dedim.
- “Nerden bildin lan?” dedi.
- “Lan lun yapma ulan!’ dedim. (O bana “lan” demişti, ben o’na “ulan”. O’ndan daha afilli bir argo kelime kullandığım için adamı mahvetmiştim.)
- “Uzatma in aşşaa ben polis!” dedi. Hızlıca kapattım pencereyi.

O an küçük tansiyonum büyük, büyük tansiyonum da küçük seviyelerinde seyretmeye başladı.  

Benim polisle ne ilgim olurdu? Hayatımda bir kere polise gittim, onda da cep telefonumu çalmışlardı o yüzden. Ama bunun konuyla ilglisi yok, sonra anlatıcam.

Endişeli vaziyette indim merdivenlerden, açtım kapıyı. Adamla göz göze geldik. 3 saniye bakıştık. Ben kapıyı kapattım.

- “Görüyorum orda olduğunu pezevenk, otomatik yanıyo. aç kapıyı!” diye bağırdı. Açtım.
- “Buyur abi” dedim.
Bi’ kağıt uzattı elime. Kağıdın üzerinde “İfade Çağrısı” yazıyordu. 
- “Neyle alakalı bu yeaa” dedim yavşak yavşak.
- “Oğlum ağzını yaymadan konuş lan it!” dedi.
- “Eyvallah” dedim.
- “Bilmiyorum neyle alakalı, karakola ifadeye gelince öğrenirsin.” dedi. 
- “Allaa allaa, neyle alakalı ki acabaa” diye yokladım bi daha.
- “Sen askere gittin mi?” dedi.
- “GİTMEDİYSEM NOLUCAK LAAAAN” demedim, diyemedim. - “Gitmedim.” dedim yalnızca.
- “Herhalde askerlikle alakalıdır evlat.” dedi.
- “Rıza Baba, sen misin?” dedim, sarıldım.
- “Lan bi sırnaşma, ben Necdet. Pazartesi 9’dan sonra gel, 2. katta beni bul. Öğrenirsin orda…” dedi.

Yukarı çıktım, babama anlattım “böyle böyle” dedim. Anlamadı. Biraz daha açıp konuyu anlattım, bu sefer anladı. Sanırım “böyle böyle” deyince bi şey çıkaramadı. N’apıcan işte baba, atsan atılmıyo satsan satarsın.
- “Siktir et, askerlikle ilgilidir.” dedi.
- “Ok.” dedim.
- “By” dedi. Olaysız dağıldık.

Pazartesi oldu. Öğlen 12’de karakola gittim. Bizim abi yoktu, diğer ifade odasında da başka bi polis abimiz ağzı gözü şişmiş, sarışın bi çocuğun ifadesini alıyodu. Dışarda bekliyodum ben de. O sıra içerideki çocuğu almaya gelen kel adam, bana dert yanmaya başladı:

- “Ya bu hep böyle. Binmişler Doğan SLX’e gecenin bi vakti, son ses açmışlar, bütün sokakları dolaşmışlar. Sonra bi adam inip bunu dövmüş. Sonra polise şikayet etmişler. Bıktım bu ay 3 oldu bu…”

- “Hep siz şımartıyosunuz bu çocuğu yaa…” dedim. Adam bi koltuk öteye uzaklaştı.

O sıra güzel giyimli jöle saçlı bi adam gelmişti. (Saçları jöleli değil, dikkat edin “Jöle saçlı” diyorum beyler.) Elinde bi yığın kağıt. 

- “Birrraaddeerr” dedi. “Hayırdır, sen n’aaaptın?”
- “Oğlum, benle öyle ağzını yayarak konuşma lan it!” dedim.
- “Eyvallah” dedi.
- “Bilmiyorum ki, şimdi öğrenicem niye çağırdıklarını, sen n’aaaaptın?” dedim.
- “Lan benle öyle ağzını yayarak konuşma yavşaaak” dedi.
- “Eyvallah.” dedim. Sonra başladı anlatmaya:
- “Ya benim eski manita yaa… Gitmiş beni savcılığa şikayet etmiş yaa… Neymiş efendimm, ben o’nu takip ediyomuşum evine kadar. Hele hele hele hele, hele hele hele… LAN BEN ONU EVİNE BIRAKIYODUM BEEE, ALLAAHSIZ OLUR MU İNSAN BU KADAR? GİTMİŞ TAKİP EDİYO DEMİŞ. HARAM OLSUN HARCADIĞIM YOL PARALARIII” 

Tam ben “Bırak abii, bu kızların hepsi aynı yeaa” diyecekken Necdet Amir geldi:
- “Sen ne bekliyon burda lan? Gel benimle…” dedi. Gittim. 

Bir sürü dosyaların olduğu bi yerden en kalın olanı çıkarıp:
- “Al bu senin dosyan, ifade odasına yürü.” dedi. 

O kadar kalındı ki hakkımdaki dosya, suçun tarihiyle ilgili yaptığım tüm araştırmaları içerdiğini düşünmeye başladım. Neyse, terlerken soğuk soğuk bi yandan da elimde dosyayla girdim odaya.

Diğer polis abimiz aldı dosyayı, okumaya başladı.
5 dakika oldu…
10 dakika oldu…
20 dakika oldu… Dayanamadım: 
- “Ya abi pardon, ben n’apmışım?” dedim.
- “Dur okuyoz!” dedi.
- “Okuyonuz da noluyo, annenizin babanızın parasıyla anarşiklik yapıyonuz Taksimlerde!” dedim. Okumaya devam etti. Sonra durdu, bana baktı:
- “Hakkındaki suçlamayı ve bilgilerini okuyorum, teyyid et.” dedi.
- “Ok.” dedim.
- “Semih Türkmen. Kazım Karabekir Mah. 1109. Sokak…” dedi, lafını kestim.
- “Yalnız bizim sokak değil orası.” dedim. Yüzüme baktı ifadesiz msn smileyi yaptı. Devam etti:
- “Sen Geçen Mart, Lüleburgaz’da 23 SK 2343 plaka numaralı aracı çalıp, bir dükkana bodaslama girip, dükkanı soyup, aynı arabayla uzaklaşmışsın.”
- “Ben hayatımda Lüleburgaz’a gitmedim. Lüleburgaz neresinde tam olarak İstanbul’un?” diye sordum.
- “Sen kaç doğumlusun lan?” dedi. 
- “90” dedim.
- “Ebenin amı.” dedi.
- “1990” dedim.
- “Oh dedi”.
- “Oh deme YEH de.” dedim.
- “Ok.” dedi. “Okuyo musun, okuyosan hangi okulda okuyosun?” diye sordu.
- “Kadir Has Reklamcılık 3. Sınıf” dedim.

Bunu duyunca ayağa kalktı

- “Gel benimle.” dedi. Beraber Necdet Amir’in yanına gittik. Kel polis, Necdet Amir’e şunları söyledi:

- “Lan Necdet! Oğlum bu çocuk okuyor lan 3. sınıf. Sen yanlış adamı getirmişsin. Dosyaya da Selim yerine Semih yazmışsın. Valla başlayacam yapacağın işe he…” 

Ardından bana döndü

- “La oğlum, yürü sen de okuluna git hadi!”

Gittim. Yine de bu lafın üzerine suçlu hissettim.

Sevgililer Günü Özel Yazısı

Valentine ya da Valentinus, Hristiyan inanışına göre “Aşıkların Azizi” olarak bilinse de aslında o “Aşıkların Esnafı” dır. Valentine, işe Sakıp Sabancı gibi küçük esnaf olarak başlamıştır. Roma’da, M.S. 230 yılında açtığı hediyelik eşya dükkanı ara sokakta olmasından dolayı işler kesattır ve karısı her gün neden eve ekmek getirmediğini sorar. Ta ki Valentine’den şu cevabı alana kadar: “Günümde değildim.” Bu cevabı verdikten sonra Valetine’in aklına bir fikir gelir. 13 Şubat 231 tarihinde Roma’dan yerel yayın yapan aRoma Tv’de bir duyuru yapar. Kutsal kitap İncil’de denilmektedir ki: “Birbirini seven iki insan (erkek-kadın, erkek-erkek, kadın-kadın, seda-sayan) kesinlikle her 14 Şubat günü karşılıklı hediye almalıdır. (Yuhanna 9,35)” Ertesi gün (14 Şubat 231) Valentine’in küçük hediyelik eşya dükkanının satışlarında patlama olur. Eve geldiğinde karısı çocuğuna: “Look, your dad is home. Today is his day. Today is ‘Valentine’s Day’!” der. Sevgililer günü ismini bu şekilde almış ve nesilden nesile günümüze kadar ulaşmış, küçük esnafın para kazanmasını sağlayan bir gün haline gelmiştir. Valentine zeki bir adamdır. Sosyalisttir. Bauhaus Okulu’nu birincilikle bitirmiştir.

Ayrılıksa Bunu Tut / Şarkı Sözleri (by Sertaç Ortaç)



Aşk ilacın bende
Al da yut.
Dinecek tüm acıların
O’nu unut.
Aç bereket kapısını yemek yerken,
Annenin yaptığı çorbayı soğut.
Şimdi sana iki elimi de uzatıyorum
Aşksa solumu
Ayrılıksa bunu tut (o)))


http://twitter.com/#!/SertacOrtac

Aşk Bu Bluetooth / Şarkı Sözleri (by Sertaç Ortaç)

Düşük sinyali var kalbinin
Gönderdiklerimi alamıyor.
Çekmiyor herhalde burada,
Seninle bağlantı kuramıyor.

Aşk bu bluetooth
Uzaktayken bağlanmak zor.
Şimdi aklından bi’ sayı tut;
Bulamadım işte, söylemesi zor.

https://twitter.com/#!/SertacOrtac

8 Dansçım Var Birisi Sensin / Şarkı Sözleri (by Sertaç Ortaç)

 

Bu aralar sen farklı bir sensin
Biliyorum, çok kötüdür tersin
İstemem bu aşk seni de gersin
Ama 8 dansçım var birisi sensin. 

Aşk seni bulsun istersin
7 Dansçımdan fazla edersin
İsim vermek istemem ama
8 dansçım var birisi sensin. 

https://twitter.com/#!/SertacOrtac

4 Dakika / Şarkı Sözleri (by Sertaç Ortaç)

Gerçekten istiyorsan
Benimle geliyorsan
Dünyayı kurtarmak için 4 dakikamız var
Organizatörüm Ahmet San.

Ver elini gidelim
4 Dakika yüzelim
Sen benimsin güzelim
Ama ben senden güzelim. 

4 Dakika sürdü benim işim
Farkındaydım kısaydı bitişim
Çok fazla takılma
Ha gelmişim, ha gitmişim. 

http://twitter.com/#!/SertacOrtac

Hastasıyım Kendimin/Şarkı Sözleri (by Sertaç Ortaç)


HASTASIYIM KENDİMİN

Düştü peşine derdinin
Sevdiğiydi Ferdi’nin
Ben hiç ilgilenmedim
Hastasıyım kendimin. 

Müptelası dişinin
Sanki Mikhail Bakunin
Bana göre değil bunlar
Hastasıyım kendimin.

Okuduğu derginin
Gittiği her serginin
Hastasıydı Merlin’in
Bense
Hastasıyım kendimin. 

http://twitter.com/#!/SertacOrtac